24 Haziran 2013 Pazartesi

CAMİLER, KİLİSELER, SİNAGOGLAR KAPATILMALIDIR.





ASALAK OLARAK YAŞAYAN HOCALAR, PAPAZLAR, HAHAMLAR, TARLALARDA, FABRİKALARDA ÇALIŞMAYA GÖNDERİLMELİDİR..

DİN YALANI TEŞHİR EDİLMELİ VE TOPLUMDAN ATILMALIDIR...


   Kürt ve Türk bölgelerinde de camiler kapatılmalı, ateist-materyalist eğitime geçilmeli ve cami hocaları tarlalarda, fabrikalarda çalıştırılmalıdır.
     Diyanet İşleri kapatılmalı. Üniversitelerde teoloji bölümleri ateist- materyalist tarzda akademik eğitim vermelidir.
     Aynı şekilde İstanbul, İzmir ve benzeri şehirlerdeki sinagog ve kiliseler de kapatılmalı ve papazlar, rahipler, hahamlar bedeni çalışmaya gönderilmelidir.
     Halkları din ve milliyetçilik çirkefinden muhakkak kurtarmalıyız. Bu sadece Türklerde, Kürtlerde değil, bütün ülkelerde olmalıdır.
     Dünyada ilk kez Kampuchea'da camiler ve pagodalar kapatıldı ve oraların din adamları tarlalarda çalışmaya gönderildi. Diğer ülkelerde neden olmasın.
     Devrim demek eskiye ait ne varsa tarihin çöp tenekesine atmak ve herşeye sıfırdan başlamak demektir. Sıfır Yılı tarihin, İNSANLIK TARİHİNİN DE BAŞLANGIÇ YILI olacaktır.
     İnsanlığın ne İsa'nın Miladı takvimine ne İslamın Hicri takvimine ihtiyacı yoktur. O takvimleri çöp tenekesine atmalıyız.
     Bize sınıfsız toplumun kurulduğu tarihi başlangıç alan SIFIR YILI takvimi gereklidir. Gerisi boştur. Bu zordur ama imkansız değildir.

18 Haziran 2013 Salı

MUHAMMET’İN
ALLAH ADLI PUTU
ÖYLE LAYIK GÖRMÜŞ
 
 


MUHAMMET’E ÇİNGENE CARİYEDEN ÇOCUK
 
     “… Peygamber (s.a.v)’in Hatice’den sonra evlendiği hiçbir kadından çocuğu olmamıştı. Fakat kızının ölümünden kısa bir süre sonra, onun tekrar baba olacağı ortaya çıktı. Kıpti cariyesi Mariya bir çocuk bekliyordu. Medineliler Peygamber (s.a.v.)’in onu çok sevdiğini bildikleri ve onu sevindirmek istedikleri için zaten Mariya’ya çok iyi davranıyorlardı. Bu haberi duymalarıyla ona besledikleri sevgi ve ilgi iki katına çıktı.” Martin Lings (Siracettin Ebubekir), Hz. Muhammet’in Hayatı, s.325, İnsan Yayınları Nisan 2006
 
MUHAMMET’E GELEN HEDİYE: MARİYA
 
     Muhammet’in Mısır kralı Mukavkıs’ı İslam’a davet etmesi kralda korkuya yol açmıştı. Muhammet’i yumuşatmak için ona altın, kumaş bir erkek köle ve Mısırlı iki kızkardeş olan Mariya ve Sirin’i hediye olarak gönderir. Muhammet kadın düşkünü biri olduğundan Mariya’yı kendine kadın olarak alır. Hayatı boyunca (63 yaşına kadar) 14 kadınla ardı ardına evlenmiş olan Muhammet’in iki karısı Yahudi diğerleri Arap’tır köle-cariye Mariya ise Kıpti’dir.
 
     “Mısır kralı yüz ölçek altın, yirmi tane iyi kumaştan elbise, katır, dişi at ve iki Kıpti Hristiyan cariye ile birlikte bir de yaşlı harem ağasından oluşan zengin bir hediye göndermişti. Adları Mariya ve Sirin olan kızlar kardeştiler. (Mariya, Muhammet’in 63 yaşında ölümünden altı yıl sonra 30 yaşındayken ölmüştür.  - ayrıca 13 eşinin dışında 14 kadınla nikahlanıp boşanmış, 4 kadınla mehir parasını ödemediği için nikahlı sayılmamış, 8 kadınla sözlenmiştir. Ve pek çok cariyesi-kölesi olmuştur. TB) Ve ikisi de güzeldi. Fakat Mariya daha da güzeldi. Peygamber (s.a.v.) onun güzelliğine hayran oldu. Sirin’i Hasan İbn Sabit (r.a.)’e verip Mariya’yı Mescit’e bitişik odası yapılmadan önce Safiye (r.a.)’nin oturduğu eve yerleştirdi. Gece ve gündüz onu ziyaret ediyordu. Fakat Peygamber (s.a.v.)’in eşleri o kadar kıskançlık gösterdiler ki cariye çok mutsuz oldu. Bu nedenle Peygamber (s.a.v.) onu Yukarı Medine’de bir eve yerleştirdi. Ayşe (r.a.) ve diğer eşler ile ilk başta memnun olmuşlardı, fakat bir süre sonra hiçbir şeyin değişmediğini fark ettiler. Çünkü Peygamber (s.a.v.) Mariya (r.a.) yaptığı ziyaretleri azaltmamıştı. Hatta yolun uzaklığı nedeniyle diğer eşlerinden daha uzun süreler ayrı kalıyordu.” (Age, s.314) 
 
MUHAMMET’İN KÖLELERİ



14 Şubat 2007
 
     Bu aşağıdaki liste ağırlıklı olarak Prof. Dr. Celal Yeniçeri'nin "Hz.Muhammet ve Yaşadığı Hayat" isimli kitabından derlenmiştir. Doğrusunu söylemek gerekirse böyle bir listeyi bu kadar derli toplu bir şekilde başka bir kaynakta (Tabii 2. el kaynak olarak) bulmak mümkün değil. Bu yüzden bu çalışma bence takdire şayandır kendisini tebrik ederim. Yorum kısımları bana aittir ve bazı ufak eklemelerim de olmuştur zaten okuduğunuz da bunu fark edeceksiniz.

Kadın köleleri (Cariyeleri)




1-- Emetullah: Sadece hizmetçi olarak gösteriliyor


2-- Ümeyme : Muhammet'in abdest alma işlerine bakıyor

3-- Bereket (Ümm-ü Eymen) : Muhammet'e babasından miras olarak kalmış ve ona dadılık yapmış. Muhammed onu Zeyd b. Harise ile evlendirmiş ve ondan Üsame'yi doğurmuştur. İlginç olan Ümmü Eymen'in Zeyd ile evlendiğinde oldukça yaşlı olmasına rağmen ondan bir çocuk dünyaya getirmesi. Zeyd yaşlı hanımı Ümmü Eymen'den nasıl bir çocuk yaptı anlamak mümkün değil. Çünkü Ümmü Eymen Muhammet'e dadılık yapmış . Muhammet onun için "annemden sonraki annem" demiş. Zeyd Muhammet'in üvey oğlu, Ümmü Eymen'de annesi gibi kabul ettiği baba mirası köle-dadısı. Aradaki yaş farkı had safhada...

4-- Hadra : Hakkında fazla bilgi yok. Azat edildiği söyleniyor

5-- Huleysa: Muhammet'in hanımı Hafsa'nın mevlâsı (bu kelime bazı yerde köle bazı yerde azadlı köle veya hizmetçi, sırdaş, dost vb. anlamlar veriyor)

6-- Havle: Muhammet'in hizmetçisi (evinini süpürüyormuş)

7-- Rezine (veya Ruzeyne): Muhammet'in Hayber'de ganimet olarak esir alıp evlendiği Yahudi asıllı eşi Safiyye'ye ait. Birinci sıradaki Emetullah'ın annesi aynı zamanda.

8-- Radva: Hakkında bilgi yok sadece isim olarak geçmiş

9-- Saibe: Bilgi yok..

10--Sedise: Hafsa'ya ait olduğu söyleniyor

11--Sellâme : Muhammet'in cariyelerinden Mariya'dan olan oğlu İbrahim'e dadılık yapmış

12--Selmâ: Muhammet'in bir defada azad ettiği dört kölesinden birisi. İbn-i Kesir'e göre aile içinde önemli bir yeri varmış. İyi bir aşçıymış ve Muhammet ile çarşıya da çıkarmış. Hakkında geniş bilgi var ama burada yazmaya gerek yok.

13--Şirin el-Kopti: Muhammet'in çocuk yaptığı cariye Mariya'nın kızkardeşi. Mısır kralı Muvakkıs tarafından hediye olarak gönderildi. Muhammet de onu ünlü şairi Hasan b. Sabit'e hediye olarak vermiş.

14--Unkûde: Ayşe'ye ait bir cariye

15--Meymune bint Sad: Muhammet'in azadlı cariyelerinden. Pek çok hadis rivayet etmiş

16--Meymune bint Uneyse : Muhammet'in azadlı cariyelerinden

17--Dumayra : Muhammet'in bir defada azat ettiği dört kölesinden birisi.

18--Ümm-ü Ayyaş: Muhammet onu Osman ile evlendirdiği kızına vermiş.

19- Meymune b. Ebi Abis: Bilgi yok

20--Marya el-Kopti (zevce cariye): Mısır kralı Muvakkıs tarafından hediye edildi. Muhammed'in zevce-cariyesi ondan bir çocuğu oldu adı İbrahim.

21- Nefise (zevce-cariye): Muhammet bir ara Zeyneb'ten üç aylığına ilişkiyi kesiyor. Üç ay sonra onunla barışınca Zeynep kendisine bu cariyeyi hediye ediyor. Bu cariyenin güzelliğinden dolayı Muhammet ona "nefis" anlamına gelen "nefise" (yani 'nefis'in dişil olanı) ismi veriyor. Muhammet onu cinsel amaçlı olarak da kullanıyordu.

22- Cemile (zevce-cariye): Bir harpte ganimet olarak hissesine düşüyor ama hangi harp olduğu belli değil imiş (Bence Kureyza esirleri arasındaydı) Muhammet onu da cinsel ihtiyaçları için kullanıyordu. Tarihçiler bu konuda ittifak etmişlerdir.

Not 1: Kureyza baskınında Muhammet Kureyza kabilesinin erkeklerinin boyunlarını vurdurmuş kadınlarınıda esir almıştı. Muhammet’in payına 1/5 humus hissesi olarak 150-200 civarında kadın ve çocuk ganimet olarak düşmüş Muhammet de onları Şam esir pazarında sattırıp onların parasıyla savaş için at ve silah almıştır. (Not: Anneler ve çocukları ayrı ayrı satılmış ve çocuklar hem annesiz bırakılmış hem de köle olarak meçhul bir yaşama itilmiştir; akîbetleri bilinmemektedir. Zannımca ufak yaştaki kız çocukları yeni sahiplerinin cinsel istismarına uğramıştır.)

Not 2: Kureyza'da esir alınan Reyhane'yi bu listeye dahil etmedim çünkü onu Muhammet'in hanımları listesinde Tabii Reyhane'nin cariye olarak mı kaldığı yoksa Muhammed'in hanımı mı olduğu daima tartışmalı bir konu olmuştur. Prof. Dr. Celal Yeniçeri onu zevce-cariye olarak değerlendirmiş.

Erkek köleleri



1-- Usâme: Zeyd'in oğlu. Bu listeye dahil edilmeyebilir. (Prof. Celal Yeniçeri almış) tabii Zeyd yaşlı hanımı Ümmü Eymen'den nasl bu çocuğu yaptı anlamak mümkün değil. Muhammed son günlerinde Usame'yi İslam orduları başkomutanlığına getirdiğinde yaşı 18-19 idi.


2-- Eslem: Gazvelerde Muhammet'in eşyalarını taşıyormuş.

3-- Enese b. Ziyad: Bedir ve Uhud harbinde Muhammet'in mevlası olarak yeralmış

4-- Eymen : Ümmü Eymen'in oğlu Usame'nin anadan bir kardeşi. Muhammet'in abdest suyunu hazırlarmış. Hüneyn savaşında ölmüş

5-- Bâzam : Bilgi yok. Adı Tahman olarak da geçiyormuş

6-- Sevbân: Seferde olsun pazarda olsun Muhammet'in yanından hiç ayrılmazmış. Daha sonra Humus şehrine yerleşmiş ve Hicri 54 yılında orada vefat etmiş.

7-- Huneyn: O da Muhammet'in abdest alma işlerine yardımcı olur ve su temin edermiş. Ondan kalan suyu da sahabeye takdim edermiş.

8-- Zekvân: Bilgi yok..

9-- Râfi (Ebu Râfi): Muhammet'in Benü Nadir arazilerindeki kahyası olarak görev yapmış. Muhammet’e turfanda meyve ve sebzeyi buradan o getirirmiş

10- Rebâh: Muhammet'i ziyaret edenlerle ilgilenirmiş.

11- Ruveyfa: Kendisi hakkında bilgi yok.

12- Zeyd b. Harise: Çok aşina olduğumuz bir isim. Kuran'da bile ismi geçiyor. Muhammet'in hanımı Zeynep'i aldıktan sonra sürekli komutan olarak sefere çıkarttığı eski kölesi, sonraki üvey oğlu ve başkumandanı

13-- Zeyd Ebu Yesâr : Bilgi yok

14-- Sefîne: Muhammed'n hanımı Ümmü Seleme'nin kölesi. Asıl adı Mehran. Muhammet'e hizmet etmesi şartı ile Ümmü Seleme onu azad etmiş. Gazve ve seriyyelerde eşyaları onun sırtına yüklerlermiş.

15-- Selmanu'l Farisi: Muhammet onu ehl-i beytine dahil etmiş. Hendek savaşında hendek kazılması önerisi ondan gelir. Oldukça ünlü bir isimdir. Her yerde detaylı bilgi bulabilirsiniz.

16-- Şakrân : Muhammet’e babasından miras olarak kalmıştır. Mureysi (Ben-i Mustalık) gazvesinde elde edilen ganimetlerden yolda dökülenleri toplamakla görevlendirilmiş.

17-- Dumayra: Cahilliye öneminde köle yapılmış. Muhammet onu satın alıp azad etmiş.

18-- Tahmân (Mervan): Muhammet'in Hayber'deki arazilerine bakan kahya-kölesi

19-- Ubeyd: Bilgi yok

20-- Fadâle Yemani: İsmi İbn Hazm tarafından halife II. Ömer için hazırlanan listede geçiyormuş.

21-- Kafîz: Bilgi yok

22-- Kirkere: Savaşlarda Muhammet'in eşyalarını taşıyormuş. Ganimetlerden elbise çaldığı için Muhammet tarafından cehennemlik olarak etiketlenmiş. Sahih hadis kaynaklarında geçer bu olay.

23-- Keysan: Muhammet'in azadlı kölesi. Muhammet onu azat ettikten sonra mevlası olarak zekattan bir şey yiyemeyeceğini söylemiş.

24-- Mebur el-Kopti: Mısır kralı Mukavkıs’ın Muhammet'e hediye ettiği 3 kardeşten erkek olanı.

25-- Midam: Hayber ganimetlerinden mal aşırması nedeni ile Muhammet tarafından ölüm cezasına çarptırılmış ve cezası infaz edilmiştir.

26-- Nâfi: Bilgi yok

27-- Nufay: Cemel ve Sıffın harplerine katıldığı söyleniyor ama Muhammet'in yanındaki pozisyonu belli değil.

28-- Vâkıd: Bilgi yok

29-- Hürmüz Ebû Keysân: Bedir savaşına katılmış. Muhammet onu azat etmiş ve zekat malından yiyemeyeceğini söylemiş

30-- Hişâm: Bilgi yok

31- Yesâr: Gatafan ve Süleym harbi sırasında Muhammet'in eline geçmiş. Güzel namaz kıldığı için Muhammetonu azad etti. Muhammet'in zekat sürülerinin çobanlığını yapıyordu. Ureyne kabilesinden bazı kimseler tarafından gözleri oyularak vahşice öldürülmüş daha sonra da Muhammet onlara misilleme olarak aynı işleme tabi tutmuştur. (Not: Maide 33 ayetinin bu olay nedeni ile indiği (!) söylenir)

32-- Ebû el-Hamrâ: Muhammet'in hizmetçisi olarak geçiyor ama ne hizmetinde bulunduğu belirtilmiyor.

33-- Ebû Seleme: Muhammet'in çobanı

34-- Ebû Safiyye : Bilgi yok

35- Ebû Dumayra: Daha önce adı geçen Dumayra'nın babası. Cahilliye döneminde köle yapılmış ve daha sonra Muhammet tarafından satın alınmıştır. Muhammet daha sonra onu ehl-i beytine almıştır.

36- Ebû Ubeyde : Azatlı köle. Ahçılık yapıyormuş

37-- Ebû Asîb: Azatlı köle olarak geçiyor.

38-- Ebû Kebşe Süleym el-Enmârî: Uhud ve sonraki diğer harplere katılmış. Muhammed'den çokca hadis rivayet etmiş.

39-- Ebû Muveyhibe: Ben-i Mustalık gazvesinde Ayşe'nin devesini sürenlerden. Zannımca o da Ayşe'nin kölesi idi. Muhammet onu daha sonra azad etmiştir.

Hürlerden hizmetçileri

1--Enes b. Malik
2--Esla b. Şerîk
3--Esma b. Harise
4--Bukeyra
5--Bilal b. Rebâh el Habeşî
6--Habbe ve Sevâ
7--Zu-Mıhmar
8--Rabî'a b. Ka'b el-Eslemi
9--Sa'd
10--Abdullah Revâha
11--Abdullah b. Mesûd
12--Ukbe b. Âmir
13--Kays b. Sa'd
14--Mugîra b. Şu'be
15--Mikdâd b. Esved
16--Mûhacir
17--Ebu's-Sehm
18- Ebu Bekr
: İlginç ama İbn Kesir onu da Muhammet'in hizmetçisi olarak göstermiş


Not: Bu yukarıdaki "hür hizmetçiler"le ilgili bilgilere girmiyorum istediğiniz kadar çok bilgiyi internette bulabilirisiniz

Toplam: 22 + 39 + 18 = 79 köle

Bu konuda en geniş bilgi İbn Seyyidi'n-Nas (Seyiddünnas)'da. Toplam 53 erkek köle 15 cariye ve 18 sahabelerden hür hizmetçi ismi geçiyormuş. (Bu bilgi Arif Tekin'de geçiyor)
İbn-i Kesir'in (el-sira) siretinde de Muhammet'in kölelerinin 40 kadarının ismi hayat hikayesi dahil verilmekteymiş.
İbnu'l Kayyum da ise 45 köle ismi geçiyormuş.
İbn Sad (ö. 230) ise sadece 17 köleden bahsediyormuş.
Ayrıca;
Hammâd (ö 267 h. )---Teriketû'n Nebi
Hakim-Müstedrek
Moğultay-el-İşare
İbnu'l Cevzi-Telkih bu konuda kaynaklar arasında.

13 Haziran 2013 Perşembe

GEZİ PARKI OLAYLARINA DAİR



Gezi Parkı 
Olaylarına Dair


1) Kısaca söylemem gerekirse bu bir öfke patlamasıdır. İnsanlar artık yapılan baskıları, işsizliği, haksızlıkları, yolsuzlukları daha fazla içlerine atamıyorlar, sindiremiyorlar. O nedenle kendiliğinden gelişen ve yayılan protestolar ortaya çıkıyor.

2) Önemli olan bu durumdan Ergenekoncu faşistlerle, kontra BDP'lilerin nemalanmamasıdır.

3) Olayın arka tarafında Avrupa Birliği de vardır. Ve Tayyip'in miadının dolduğuna inanmaktadırlar. Belki yeni Başbakan olarak hazırladıkları biri vardır.

4) Düzgün bir örgütlü proleter devrimci çizgi varolabilseydi (İster komünist Türk, ister komünist Kürt çizgisi olsun) bu olaylarda yönlendirici olabilirdi ve çok insan kazanabilirdi.

5) Kitleler bir kez daha polisin "halkın polisi" olmadığını görmüştür. Ve devletin "bir soğuk canavar" olduğunu hissetmiştir.

02 Haziran 2013 Pazar

18 Mayıs 2013 Cumartesi

ÜÇ LİDER TEK ÖRNEK

Tutuklandıktan sonraki tutumlarıyla Kaypakkaya, Perinçek ve Öcalan karşılaştırılmalıdır. Bu bile kimin devletin adamı kimin halk önderi olduğunu anlamamıza yarar



 

     Köylü kurnazı Sabahat Tuncel, Apolarına yapılan muamele ile bu muameleyi ( Kaypakakaya'ya hapishanede yapılan işkence ve sonrasında ölümü) bir karşılaştırsın. Sonra da devlet tarafından Apolarına neden iyi davranıldığını ve Apolarının kozmik odadaki bilgilerinin halka açıklanmasını istesin.

     İşte Apolarının tutuklandıktan sonraki durumuna dair unutulmayacak sözler ve tavırlar:

      “… Öcalan’ın avukatları Ahmet Zeki Okçuoğlu ile Hatice Korkut, yanlarında Mudanya Sulh Ceza Hâkimi ile birlikte Öcalan’ın yanına girdiler. Özel görüşme yerinde karşılıklı oturdular. Öcalan’ın hâkim nezaretindeki ilk sözü ‘ TÜRK DEVLETİ BANA KARŞI HERHANGİ BİR OLUMSUZ DAVRANIŞ GÖSTERMEDİ. İŞKENCE VE BASKI YAPMADI. HER TÜRLÜ İHTİYACIMI GİDERDİ ’ şeklindeydi. Öcalan’ın bu sözleri avukatlarının donup kalmalarına neden oldu. Öcalan bir adım daha ileri gitti. Hâkime ‘ BU SÖZLERİMİ TUTANAĞA GEÇİRİN. BEN İŞKENCE VE BASKI GÖRMEDİM ‘ dedi. İlk şaşkınlıklarını atan iki avukat ise hâkime ‘Hayır, bunu yapamazsınız. Biz size bunu yaptırmayız. Bu sözlerin tutanağa geçmesini istemiyoruz‘ dediler. Avukatlarına bu kez çok kızan ve sert tepki gösteren Öcalan, ısrarını sürdürdü : ‘ TEKRAR EDİYORUM. BANA İŞKENCE VE HERHANGİ BİR BASKI YAPILMADI. HER TÜRLÜ İHTİYACIM GİDERİLDİ. BENİM AÇIMDAN BU SÖZLERİN TUTANAĞA GEÇMESİNDE HİÇBİR SAKINCA YOKTUR. HATTA SÖZLERİMİN ÖZELLİKLE TUTANAĞA GEÇİRİLMESİNİ İSTİYORUM ’ dedi. Bu durumdan hiç hoşnut olmayan iki avukatı da adadan ‘derhal ayrılmak istediklerini‘ belirttiler ve İstanbul’a döndüler. Öcalan’ın bu sözleri ve ısrarı üzerine ‘ işkence görmediği ‘ tutuklandıktan sonra ilk kez tutanağa geçti…” ( Oya Armutçu – Lamia Ayhan, İmralı’nın Perde Arkası, s. 49 - 50)

“… Adalet Bakanlığı büyük bir fedakârlık daha yaparak Öcalan için elindeki Bakanlık ambulansını bile İmralı Adası’na gönderdi. Bakanlığın ambulansının adaya gönderilmesi ve bakanlığın tetkik hâkimlerinden birisinin de ambulans beklenirken masasının başında kalp krizi geçirerek ölümü büyük bir burukluğa neden oldu. Bakanlık çevrelerinde ‘ Öcalan için devlet, bakanlığın ambulansını bile adaya gönderdi. Devletin hâkimi de ambulans yokluğundan öldü ’ isyanı yaşandı. Ancak bu acı ve büyük üzüntü yaratan olay, bakanlığın koridorlarından dışarı yansımadı. Öcalan’ın adadaki güvenliğini sağlamak en önemli sorundu. Adalet Bakanlığı’nın adadaki gardiyanları ise böyle bir sanığın güvenliğini sağlayabilecek deneyim ve birikime sahip değildi. Bütün dünya Öcalan’ın sağlık durumu ve güvenliği ile ilgiliydi. Yakalandığı günden itibaren biri kardiyolog, diğeri psikolog dört uzman doktorun gözetiminde tutulan ve sağlık raporları her gün Adalet ve Dışişleri fax zinciri ile 2.5 ay Avrupa’ya geçilen ÖCALAN’IN YAŞAMASI, TÜRK DEVLETİNİN ÖNCELİKLİ SORUNUYDU… Öcalan’ın odasında bir diş macunu, bir diş fırçası, bir sabun, bir takım elbise, eşofman takımı ve iç çamaşırı bulunabilecekti. Öcalan’a üç kitap verilmişti. Bu kitapları bizzat bakanlık yönetimi belirledi. Öcalan’a verilen kitaplar : ‘Büyük Atatürk Nutku’, ‘Osmanlı Tarihi’ ve ‘Diyarbakır’ın Yetiştirdiği Türk Büyükleri’ idi. Öcalan iki gün önceki gazeteleri de okuyabilecekti. Güvenliği açısından yiyeceği yemeğe de büyük özen gösterildi. Zehirlenme tehlikesine karşı Öcalan’ın yemeğini önce aşçı, sonra cezaevi müdürü, ardından gardiyan tadacaktı. Yemek, bu aşamalardan sonra Öcalan’a servis yapılacaktı… Adalet Bakanlığı, İmralı’nın mahkum sinemasından özel ve fiziksel açıdan açıdan mükemmel bir duruşma salonu oluşturulması için büyük titizlik gösterdi. Bakanlık mühendisleri yerine dışarıdan özel mühendisler getirildi. SALON, ABD’Lİ DANIŞMANLARIN TAVSİYESİ DOĞRULTUSUNDA DİZAYN EDİLDİ. Salonla ilgili olarak hiçbir ayrıntı gözden kaçırılmadı…” (Adı geçen eser, s. 77 – 81)

“… (Öcalan) kendi isteğiyle ikinci kez verdiği 03. 04. 1999 günlü ifadesinde de, ‘… Mevcut Türkiye Cumhuriyeti Devleti içerisinde de demokratik ortamda her şeyin gerçekleşmesi mümkündür. Ben bu sonuca vardım ‘ demiştir… “Adı geçen eser, s. 116)

Sabahat Tuncel’in Başbakan’a Sorusu


     Apocu karşı-devrim çetesinden milletvekili Sabahat Tuncel Amerika’nın Recep’ine Kaypakkaya’nın katliyle ilgili sorular sormuş. “Yüzleşmek” gerekiyormuş. Evet bu “yüzleşmek” adlı yeni oyun da bir neo-liberal bir argüman. Devrimcilerin kılavuzu sınıf mücadelesidir ve bu mücadelede iktidarı hedefler, o nedenle “yüzleşme”, “barışma” gibi argümanlar burjuva aldatmacası olarak ortaya sürülmektedir.

      Sabahat Tuncel, Kaypakkayayı savunanlara şirin görünerek saflarına çekip, kendi karşı-devrim çetelerine yönelik tavırları önlemek amacıyla verdiği soru metni şöyle:

 “ -- İbrahim Kaypakkaya'nın Katledilişinin 40. Yılında Kaypakkaya'nın Ölümünü Başbakan Erdoğan'a Sorduk
    İstanbul Milletvekilimiz Sebahat Tuncel İbrahim Kaypakkaya'nın katledilişinin 40. yılında Kaypakkaya'nın ölümünü Başbakan Recep Tayyip ERDOĞAN'a sordu:
----İbrahim Kaypakkaya, Dersim Bölgesinde Türkiye Komünist Partisi/Marksist-Leninist’in (TKP/ML) faaliyetlerini yürütürken Vartinik köyü Mirik Mezrasında 26 Ocak 1973 tarihinde çıkan çatışmada yaralanmıştır.
----İbrahim Kaypakkaya, Tunceli Savcılığı’nca ifadesi alındıktan sonra Diyarbakır’a götürülmüştür. Sıkıyönetim Tutukevi’nden babası Ali Kaypakkaya’ya göndermiş bulunduğu mektupla durumunu bildirmiştir.
----Kaypakkaya, daha sonra Sıkıyönetim Tutukevi’nin yanında bulunan TKP/ML davasından yargılanacak olan arkadaşlarının da bulunduğu ayrı bir binadaki 3 No’lu Hücre’ye tek başına konmuştur. Ayları bulan işkencelerden sonra İbrahim Kaypakkaya, bir üsteğmen ve dört asker tarafından TKP/ML tutuklularının bulunduğu hücrelerin önünden geçirilip götürülmüştür. Arkadaşları, hücrelerin kapısının açık olduğunu ve bir cipe bindirilerek götürüldüğünü belirtmektedir. Arkadaşları ayaklarındaki pansuman için hastaneye kaldırılmak üzere götürüldüğünü düşünmüşlerdir.

Görgü tanıklarının belirttiğine göre Kaypakkaya, en ağır işkencelerin yapıldığı, bugün bile Diyarbakır’da eski MİT binası diye bilinen yere götürülmüştür. Bu bina hâlâ ayakta olup faal değildir. Söz konusu binanın, Ekinciler Caddesi ile Kışla Caddesi’nin kestiği köşede olup Kurt İsmail Paşa 2. Sokak üzerinde olduğu bilinmektedir. Üç ay boyunca işkenceden geçirilen Kaypakkaya’ya işkence yapılmaya devam edilir. 18 Mayıs 1973 tarihinde ailesine Kaypakkaya’nın öldüğü bildirilmiştir. Kaypakkaya’nın cesedi paramparça bir şekilde babası Ali Kaypakkaya’ya bir torba içerisinde teslim edilmiştir. Bu husus, Ali Kaypakkaya’nın vermiş olduğu röportajlarla sabittir.
1. Ordu Komutanlığı, 2 No’lu Askeri Mahkemesi’ne sunulan 6 Kasım 1973 tarihli dilekçede, İbrahim Kaypakkaya, 3 No’lu Hücreden alınıp götürülürken “yanındaki hücrelerde gözaltında bulunan Nuri Yaman, Celal Bozatlı, Mehmet Altınbaş ve Hasan Zengin tarafından” görüldüğü belirtilmiştir.

Diyarbakır’dan İstanbul’a götürülen TKP/ML davası tutukluları, İstanbul’da görülen davanın duruşmasında “Arkadaşımız İbrahim Kaypakkaya işkence edilerek öldürüldü” beyanında bulunarak bu konuda devletin açıklama yapmasını istemişlerdir.

Yine o dönem tutuklu bulunan İsmet Tufan Yazıcı tarafından, Ankara 2 No’lu Askeri Mahkeme’sine sunulan 31 Ocak 1974 tarihli dilekçede “İbrahim Kaypakkaya 16.5.1973 günü Diyarbakır Askeri Cezaevinde kalmakta olduğu hücresinden sivil şahıslar tarafından alınmış ve götürülmüştür. Tutuklular iki gün sonra öldürüldüğünü duymuş ve cezaevine sormuşlardır. Cezaevi, İbrahim KAYPAKKAYA’nın askeri savcılıktan istendiğini ve bu nedenle yolladıklarını, askeri cezaevinden kaydının silinmesi için kendilerine haber geldiğini bildirmişlerdir” beyanında bulunmuştur.

Aradan kırk yıl geçmesine rağmen İbrahim Kaypakkaya’nın intihar ettiğine dair resmi kayıt, hâlâ kimsenin itibar etmediği bir kayıt olarak ve sadece arşivlerde varlığını korumaktadır. Kaypakkaya’nın işkence edilerek katledilişine dair yapılan başvurular sonucunda resmî merciler tatmin edici tek bir açıklama dahi yapmamıştır.

Bu bağlamda;

1. Demokratikleşmenin en önemli unsurlarından biri olan yüzleşmeyi gerektireceği ve İbrahim Kaypakkaya’nın işkence ile katledilişine dair devletin elinde bulunan bütün bilgi ve belgelerin kamuoyuna açıklanmasına olanak tanıyacak mısınız?

2. İbrahim Kaypakkaya hakkında henüz bir dava açılmadığı, yargılanmadığı hâlde katledilmesine rağmen bugün Kaypakkaya’yı anmak için yapılan etkinliklerin suç ve suçluyu övmek, yasadışı örgüt propagandası yapmak suçlamalarıyla kriminalize edilmesi, yasaklanması ve bunların soruşturma ve kovuşturmalara konu edilmeleri, demokrasi için vazgeçilmez olan ifade özgürlüğü, toplantı ve gösteri haklarını ortadan kaldıran uygulamalar değil midir?

3. Yukarıda anılan anma etkinliklerini suç ve suçluyu övmek ya da örgüt propagandası soruşturmalarıyla karşılayan adlî kolluk ve soruşturma makamları Kaypakkaya’nın annesi Şükran Kaypakkaya hakkında dahi soruşturma açmakta bir beis görmemektedir. Devletin, karanlık geçmişiyle yüzleşirken en azından Kaypakkaya’nın katillerini tespit etmesi kamuoyu beklentisi iken tam aksi bir tutumun sürdürülmesinin açıklaması yapılacak mıdır? İbrahim Kaypakkaya’nın katillerinin tespit etmek için herhangi bir araştırma yapılması düşünülmekte midir? ”
 

9 Mayıs 2013 Perşembe

KOKUŞAN PKK CENAZESİ GECİKMELİ OLARAK KALDIRILIRKEN...

 



   Öcalan
'ın yakalandıktan sonra sorgu ifadelerini okuyu, göreceksiniz ki, silah bırakma ve yurt dışı olayını daha o zaman can derdine düşerek kabul edip, deklare etmişti...

     Akil Adamlar o zaman nerdeydi?

     1999 yılındaki ifadelerini o zamanın derin devleti işleme koydurtmadı...

     Hatta korku boku nedeniyle Öcalan 2009 yılına kadar Atatürkçü kesilmişti...

     Akil Adamlar ve AKP o zaman neredeydi?

     Akil Adam denilen kapitalist sistemin elemanları o zaman da vardı, AKP o zaman da vardı; ancak derin devlet o zaman önemli bir çoğunluğuyla "Silivri Dinlenme Kampı"nda değildi.

     Yeni derin devletin oluşumu ve eski derin devletin tasfiyesiyle birlikte belli bir dönem derin Apo'yu sessizliğe bürüdüler.  Ve 2009'da eski derin devletin tasfiyesiyle birlikte Apo tekrar gündeme oturtulmaya başlandı. Ve Oslo Görüşmeleri İngiliz istihbaratının güdümünde yürürken Fethullahçı güçler maraza çıkardı.

     Bugün gelinen noktada Barış Süreci martavalı yeniden hortlatıldı. Çünkü böyle bir martavala AKP'nin iktidar açısından ihtiyacı var... Öcalan'ın İslam soslu açıklamaları işin tuzu biberidir.

     PKK 1976 sonrası olağandışı birşekilde anormal olarak derin devlet güdümünde kurdurulmuş, Soğuk Savaş'ın bitmesiyle birlikte de sonlandırılması, defterinin dürülmesi gerekiyordu. Nihayetinde Apo ve PKK üslendiği Suriye'den çıkartıldı ve üç ay gibi kısa bir sürede dünyanın hakimi ve Apo'nun asıl ağababası ABD tarafından Kenya'da yakalanarak devlete teslim edildi.

     Devlet için de zaten yeni bir süreç başlamıştı, bu Avrupa Birliği'ydi; bu sürece uygun olarak idam cezası kaldırldı. Ve 1969'lardan beri kullandıkları Apocuklarını 1999 yılında "İmralı Dinlenme Kampı"nda misafir etmeye başladılar.

     Ve yakalanan Apo'yu bütün alçaklar gibi ölüm korkusu sardı. Hizmet ettiği devleti ona getirildiği uçakta "Memlekete hoşgeldin Öcalan" diyordu. O ise "Benim memleketim Kürdistan kurulmadı, hoş bulmadık!" diyemiyordu. Çünkü düzenlenen savaş sahte bir savaştı, o savaş danışıklı dövüş misali danışıklı bir savaştı. Ancak senaryoyu yazanlar şimdi noktalıyordu, Öcalan da bunun farkındaydı, korkusu bu yüzdendi. O bir ulusal kahraman olsaydı, o bir halk kahramanı olsaydı, yakalandığı zaman kuyruğunu apış arasına alarak "Beni öldürmeyin. Şans verin. Devlete hizmete hazırım!" demezdi. Bir halk kahramanına yakışır şekilde ideallerini savunur, siyasi savunmasını yapardı. Kürdistan için yola çıktığını, bu yolda ölümü gülerek karşıladığını açıklardı.

     Tabii böyle olmadı... Çünkü çuval boştu... Halklar bunun farkında değildi... Ve boş çuval ayakta durmazdı... Nitekim durmadı... Ve Öcalan yere yıkıldı... Beş para etmez bir ciğere sahip olduğunu dünya alem gördü...

     Bugün olan biten kokuşmuş olan PKK cenazesinin kaldırılmasıdır. Cenaze kalkarken bunun galibi AKP olarak lanse ediliyor. Elbette böyle olacak... Dememiş miydi Fransız devlet başkanı  "Hepimiz Romalıyız" diye... Ama bizdeki egemenler ve Apo gibi kuklaları aynı zamanda Bizanslıdır. Bunca ayak oyunu, entrika Bizanslı ürünü değil de nedir?


9 Mart 2013

30 Nisan 2013 Salı

DERİN FAŞİST ÖCALAN KARDEŞİ 

OSMAN’IN KARISI ZEHRA OKÇU’YA DA 

TECAVÜZ ETMİŞ

 Osman Öcalan abisi Abdullah Öcalan tarafından tecavüze uğrayan karısı Zehra ile görülüyor...

   Abdullah Öcalan, "Osman’ın eşi Zehra’yı yanına, yani yoğunlaşma evlerine aldı. O evlere giren her kadına yaptığı gibi o kızın da ırzına geçti. Olup bitenleri duysun diye de bu yaklaşımını ve hakaretlerini etrafına sezdirdi. Yüzlerce kişiye hitap ederken  “Bizim Osman da ben kadın seviyorum diyor. Ulan aşağılık adam, sen kim, kadın sevmek kim. Kadını sevseydin, sevdiğin kadın yanında olurdu. Oysa ki onun seviyorum dediği kadın şu anda benim yanımda. Öyle ki ne yapıyorsam yanımdan ayrılmak istemiyor. Beni ona tercih etmiş olmalı ki git desem de gitmiyor.” dedi." Zehra daha sonra bir çatışmada ölür. http://www.ankaraport.net/haberler/788/iste-ocalanin-tecavuz-ettigi-kadinlar.html


Osman Öcalan’ın Anlatımı
“30 yıllık bu tahakkümün son kurbanı Osman Öcalan olmuş gibi görünüyor. Geçen hafta yazdığı bir yazıda eski örgütü PKK’nın kadın - erkek ilişkilerini yasaklayan tutumundan yakınırken "örgüt jargonu" ile bir imkansız aşk hikayesi anlatıyor : "1991’de Zehra Okçu arkadaşla ilişkilendim. Oluşan bağlılığı gidermek ve ilişkilenmemek için direndimse de başaramadım. Aşk denilen olayı ilk kez yaşıyordum. Geliştirdiğim ilişki her ikimize de pahalıya patladı. Zehra arkadaş 1997’de şehit düşünce tövbekar oldum. 2003’te Keve arkadaşı tanımam bu duruma son vermeme yol açtı. Keve arkadaşa derin bir duygu ile bağlandım. Direnmeyi bir tarafa bırakarak ilişkimi açıkça ilan ettim"”. http://www.tetedeturc.com/home/spip.php?article650

12 Mart 2013 Salı

ERDOĞAN'IN BAYAR DÜŞMANLIĞI
         
TAYYİP ERDOĞAN MENDERES'İ SAVUNURKEN, BAĞRINA BASARKEN, CELAL BAYAR'I DIŞLAMAKTADIR. HALBUKİ BAYAR VE MENDERES AYNI PARANIN İKİ FARKLI YÜZÜNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR.

FAKAT TAYYİP ERDOĞAN'I BÖYLE BİR TAVRA İTEN, BAYAR'IN AŞAĞIDAKİ SATIRLARI YAZMIŞ OLMASIDIR.

TAYYİP VE SIRTINI DAYANDIĞI ARAP DİNCİLİĞİ HAKKINDA BAYAR ŞÖYLE YAZAR:

"Atatürk 1918'de İMPARATORLUK ve ÜMMET tabanlarının dünya yüzünde iflas ettiğini ve MİLLET tabanından daha gerçek bir devlet tabanı olmadığını görebilmiş ve hesaplarını bu gerçeğe dayatmıştır. Bu görüşün ve hesabın ne kadar doğru olduğunu altmış yıl sonra 1978 yılında herkes daha iyi anlayabiliyor, sanırım."(Celal Bayar, Atatürk'ün Metodolojisi ve Günümüz, s.12)

"Arap İmparatorluğu nedir? Ümmet fikrine, dine, inanca dayanan bir imparatorluk. Sonu? Parçalanma ve ortadan silinme. Sebep temel fikirden sapmalar, mezhep kavgaları ve adaletin yokoluşu.

"Osmanlı İmparatorluğu nedir? İç barışı ve ADALETİ amaçlayan ve sağlayan, uygarlık ve yönetim üstünlüğüne dayanan bir imparatorluk. Sonu? Birinci Dünya Savaşına dört buçuk milyon kilometre kare ile girmiş ve savaş sonunda birkaç yüz bin kilometre kare toprak haline düşmüştür, can çekişmekte... Sebep? İç barışın ve adaletin korunamaması... Tabiat güçlerine hakim olma yarışının başka ülkelere ve uygarlıklara geçmesi..." (Aynı kitap)